Baş ağrıları

Baş ağrıları

Baş ağrıları günlük yaşantımızda yaşam kalitemizi olumsuz yönde etkileyen en önemli sebeplerden bir tanesidir. Genellikle ağrı olduğu zaman ağrı kesicilerle bu geçiştirilmeye çalışılır. Bununla birlikte en doğrusu ağrının sebebinin bulunarak tedavi yoluna gidilmesidir. Çünkü bazen önemsemediğimiz bu ağrıların arkasında çok önemli sayılabilecek sebepler olmaktadır. Ağrı bir çeşit ön belirti ve erken uyarıdır.

BAŞ AĞRISI ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Baş ağrıları çok çeşitlidir.

  1. Migren tipi baş ağrıları
  2. Kafa travması ile ilgili baş ağrıları
  3. Sinirsel baş ağrıları
  4. Beyin içi damarlarla ilgili olan baş ağrıları( vasculer tip)
  5. Beyin içi damarlarla ilgili olmayan (intra kranial bozukluklar,tümor vs.) baş ağrıları
  6. Uyuşturucu madde kullanımı ve bırakılmalarıyla ilgili olan baş ağrıları
  7. Kafa dışı enfeksiyonlarla ilgili baş ağrıları
  8. Vücut metabolizması bozuklukları ile ilgili baş ağrıları
  9. Kranium(baş) ve yüzdeki yapılarla ilgili baş ağrıları
  10. Kranial nevraljiler
  11. Sınıflandırılamayan baş ağrıları'dır.

MİGREN

Öykü, anamnez, muayene ve gerektiğinde ileri tetkikler ile yapısal gösterilebilir bir hastalığın veya geçirilmiş bir kafa travmasının olmadığı baş ağrıları, primer baş ağrıları olarak kabul edilir. Migren baş ağrıları da bu sınıfa girmektedir.

Migren baş ağrılarının en sık görüldüğü yaş grubu 30-39 olarak bulunmuştur. Diğer taraftan gelir seviyesi düşük, eşinden ayrılmış veya dul olanlarda migren daha yüksek oranlarda görülmektedir. Bölgesel olarak, Ege, Akdeniz, Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgelerinde daha yüksek oranda görülmektedir.

Migren atağı haftada bir-iki kez olabildiği gibi, yılda sadece birkaç atak geçirenlerde vardır. Atakları süresi hastaların % 76'ında 12 saatten kısa, % 12 sinde 24 saat, diğer % 12 sinde daha uzun olarak görünmektedir. Atakların şiddeti ise % 64 ünde ağır, kalanında orta ve hafif şiddette görülmüştür. Atakların sık geldiği kişilerde ? gene atak gelecek? endişesi, hastalarda depresyona sebep olmakta, bu depresyon da atakların gelmesi çabuklaşmaktadır. Diğer taraftan ataklar kişinin diğer aile fertleri ile ilişkisini, çalışan bir kişi ise çalıştığı yerdeki iş verimini düşürmekte ve ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Migrenin, auralı, aurasız, oftalmoplejik, retinal migren gibi şekilleri vardır. Auralı migrende ağrıdan önceki saatlerde, günler içinde gelişen bazı belirtilerin görüldüğü prodrom( ön belirti) dönemi mevcuttur. Bu belirtiler, genellikle depresif ruh hali, çok neşeli davranış, artmış duyarlılık hali ve aşırı tepki verme, durgunluk, donukluk, dikkat ve konsantrasyon azalması, düşüncede yavaşlama, kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma gibi değişimlerdir. Diğer taraftan ses, ışık ve kokulara karsı aşırı duyarlılık, iştah değişiklikleri, sık idrara çıkma, halsizlik ve yorgunluk gibi belirtiler de ortaya çıkabilir.

Ensede ağrılı sertleşme olabilir. Aura semptomları çoğunlukla 5-20 dakika içinde gelişmektedir. Bunlar: gorme bozuklukları, tek taraflı uyuşma ve karıncalanma, gözde yanıp sönen ışık parıtıları, zikzak şeritler, görmede bulanıklık gibi şeylerdir. Ağrı genelde ensede ve başın arkasında veya başın bir tarafında yavaş başlayan ağrı veya ağırlık şeklindedir. Daha sonraki ağrı dönemi şiddetli ve zonklayıcı tarzdadır. Ağrı, zaman içinde hafifleme ve şiddetlenme şeklinde değişiklik gösterebilir.

Bu dönemde ağrıya eşlik eden başlıca semptomlar şiddetli bulantı, kusma, iştahsızlık, ses ve ışığa karşı hassasiyet olmaktadır. Ağrı sonrasında migrenlilerde yorgunluk, bitkinlik, daha sonra da rahatlama, tatlı yeme isteği, sık idrara çıkma gibi durumlar olabilmektedir.

MİGREN AĞRILARININ NEDENLERİ NELERDİR?

Migreni tetikleyen faktörler kişilere göre farklılıklar göstermektedir. Genelde:

  • stres,

  • açlık,

  • uyku düzenindeki değişiklikler,

  • bazı yiyecek ve içecekler,

  • hanımlardaki adet dönemleri sayılabilir.​​​​​​​

MİGREN TEDAVİSİ NASILDIR?

Başağrıları olduğunda mutlaka ilgili bir doktora gidilmeli, gerekli görülen muayene, radyolojik ve labaratuar tetkikleri yapılmalı, sonuçlar ortaya çıktıktıktan sonra uygun olan tedaviye geçilmelidir.

Bölüm Doktorları: Uzm. Dr. İrem Yitmen
Güncelleme Tarihi:14/12/2018
Yayınlama Tarihi:04/04/2012
Okunma Sayısı:25052
Soru sor